

© 2026 e-Gündem. Her hakkı saklıdır


© 2026 e-Gündem. Her hakkı saklıdır

Ayşegül Sakarya Pehlivan asakarya@ekonomist.com.tr
Özlem Bay Yılmaz obay@ekonomist.com.tr
Burcu Tuvay btuvay@ekonomist.com.tr
Sibel Atik satik@ekonomist.com.tr
Hükümetin üç yıl önce, 6 Temmuz 2023’te açıkladığı ‘enflasyona mücadele programı’nın temel önceliği enflasyonu kalıcı olarak düşürmek, fiyat istikrarını yeniden tesis etmek ve para politikasında sıkılaşma ekseninde makroekonomik istikrarı sağlamaktı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve başlamasının ardından uygulamaya alınan ekonomi programı, yüksek enflasyonla mücadeleyi merkeze alırken para politikası, mali disiplin ve yapısal reformlar üzerine inşa edildi. Aradan geçen üç yılda program yalnızca yüzde 75’lere çıkan yüksek enflasyonla değil, küresel ve yerel ölçekte peş peşe yaşanan siyasi ve ekonomik şoklarla da sınandı.
Ekonomist’in 5 - 18 Temmuz 2026 tarihli sayısından
Rusya-Ukrayna savaşının uzayan etkileri, küresel faizlerin uzun süre yüksek kalması, Çin ekonomisindeki yavaşlama, ABD’de Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin ardından başlattığı yeni gümrük tarifeleri, Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimler ve Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeler ekonomi yönetiminin işini zorlaştırdı.
Tüm bu gelişmelere rağmen ekonomi yönetimi enflasyonu kalıcı olarak düşürme hedefinden vazgeçmedi ve yıl sonu için yüzde 20’li seviyelerin ortalarını kritik eşik olarak belirledi. Ocak ayında Ekonomist Dergisi’ne konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dezenflasyon programının ilk aşamasında makroekonomik istikrarın yeniden tesis edildiğini, ikinci aşamada ise kazanımların kalıcı hale getirilerek üretim, verimlilik ve rekabet gücünü artıracak yapısal dönüşümlerin hızlandırılacağını söylemişti. Şimşek, 2026 yılında dezenflasyonun güçlenmesini, 2027 yılında ise tek haneli enflasyona giden yolun belirginleşmesini hedeflediklerini ifade etmişti.
Peki bu hedef için nasıl bir yol alındı? Üç yıllık döneme bakıldığında ekonomi programının en önemli başarısı, piyasalarda güvenin yeniden tesis edilmesi olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin risk primi belirgin biçimde gerilerken, döviz rezervleri güçlendi, cari açık küçüldü ve dış finansmana erişim maliyetleri önemli ölçüde düştü. Haziran 2023’te 500 baz puanın üzerinde bulunan beş yıllık CDS priminin yaklaşık 230 baz puan seviyelerine gerilemesi, uluslararası yatırımcıların Türkiye algısındaki iyileşmenin en somut göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Dış ticaret açığı azalırken, cari açığın milli gelire oranında da belirgin iyileşme sağlandı. İşsizlik oranındaki gerileme ve bütçe disiplinindeki toparlanma da programın olumlu sonuçları arasında gösteriliyor.
Ancak programın önemli bir maliyeti de oldu. Enflasyonu düşürmek amacıyla uygulanan sıkı para politikası kredi maliyetlerini yükseltirken, özellikle sanayi sektörü finansmana erişimde zorlandı. İç talebin kontrollü biçimde yavaşlaması büyüme hızını aşağı çekerken, sanayinin milli gelir içindeki payında da dikkat çekici gerileme yaşandı. Özellikle ihracatçılar, kontrollü kur politikası ve yüksek faiz nedeniyle rekabet güçlerinin zayıfladığı yönünde uzun süredir uyarılarda bulunuyor. İş dünyasının son dönemde sıkça dile getirdiği ‘üretimsiz dezenflasyon olmaz’ eleştirisi de tam bu noktaya işaret ediyor.
Bugün gelinen noktada üç yıllık ekonomi programı, enflasyonun kontrol altına alınması, dış dengenin güçlenmesi ve finansal göstergelerde normalleşme açısından önemli mesafe kat etmiş görünse de üretim, yatırım ve büyüme tarafında yeni denge arayışlarını beraberinde getiriyor. Önümüzdeki dönemin temel sorusu ise dezenflasyon sürecinin üretimi destekleyen yeni reformlarla tamamlanıp tamamlanamayacağı olacak. Ekonomi yönetimi fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesini öncelik olarak görürken, iş dünyası artık bu başarının yatırım, ihracat ve sanayi üretimine daha güçlü yansıyacağı ikinci faz politikalarının hayata geçirilmesini bekliyor. Üç yılın sonunda ortaya çıkan tablo, programın en zorlu bölümünün geride kaldığından çok, tam tersine kalıcı büyüme ile düşük enflasyonu aynı anda sağlayacak yeni dönemin henüz başladığını gösteriyor.
Orta Vadeli Program’ın (OVP) özellikle enflasyon hedeflerinde öngörülerini tutturmakta zorlandığı, buna karşın büyüme, işsizlik, cari denge ve bütçe disiplini tarafında görece daha başarılı bir performans sergilediği görülüyor. 2025 yılı verileri programın en büyük sınavının enflasyon olduğunu ortaya koyuyor. OVP’de 2025 yıl sonu enflasyonunun yüzde 28,5 olması hedeflenirken, gerçekleşme yüzde 44,38 oldu. Bu sapmada hizmet enflasyonundaki katılık, gıda fiyatları, yönetilen fiyat ayarlamaları ve yıl boyunca süren sıkı para politikasının etkilerinin beklenenden daha yavaş hissedilmesi belirleyici oldu. Buna karşılık büyüme tarafında hedefe yakın bir performans sergilendi. Öyle ki program yüzde 3,3 büyüme öngörürken ekonomi yılı, yüzde 3,6 büyümeyle tamamladı. İşsizlik oranı yüzde 8,5 hedefinin de altına inerek yüzde 8,3’e geriledi. Cari açığın milli gelire oranı hedeflenen yüzde 1,4 seviyesinin üzerinde, yüzde 1,9 olarak gerçekleşse de önceki yıllara göre dış dengedeki iyileşme sürdü. Bütçe dengesi ise hedeflerden daha iyi bir görünüm ortaya koyarak mali disiplin tarafında olumlu bir tablo çizdi.
2026 yılına ilişkin bugüne kadar açıklanan veriler ise dezenflasyon sürecinin devam ettiğine işaret ediyor. Mayıs itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 32,61 seviyesine gerilemiş olsa da yıl sonu için OVP’de öngörülen yüzde 16 hedefinin hala oldukça üzerinde bulunuyor. Bu durum, yılın ikinci yarısında enflasyonda daha güçlü bir düşüş gerektirdiğini gösteriyor. Ekonomi ilk çeyrekte yüzde 2,5 büyüyerek programdaki yüzde 3,8’lik yıl sonu hedefinin gerisinde bir başlangıç yaptı. Bu görünüm, sıkı para politikasının iç talebi yavaşlatırken büyüme üzerinde baskı oluşturduğunu ortaya koyuyor.
İşgücü piyasası ise güçlü görünümünü koruyor. Nisan itibarıyla işsizlik oranının yüzde 8,2’ye gerilemesi, OVP hedeflerinin de altında bir performansa işaret ediyor. Cari açıkta da olumlu tablo devam ediyor. Nisan verilerine göre cari açığın milli gelire oranı yaklaşık yüzde 1 seviyesinde bulunuyor ve bu görünüm yıl sonu hedefiyle büyük ölçüde uyumlu seyrediyor. Bütçe tarafında ise ilk çeyrek verileri mali disiplinin sürdüğünü gösterse de yılın kalan bölümünde deprem harcamaları, faiz giderleri ve kamu yatırımlarının bütçe performansı üzerinde belirleyici olması bekleniyor.
Genel tablo değerlendirildiğinde, son iki yılda ekonomi programının finansal istikrarı güçlendirme, cari açığı azaltma ve işgücü piyasasını koruma konusunda önemli ilerleme sağladığı görülüyor. Buna karşılık programın temel hedefi olan enflasyonu öngörülen patikaya indirme konusunda istenilen hız henüz yakalanabilmiş değil. Bu nedenle ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde fiyat istikrarını kalıcı hale getirirken, büyüme ve üretim üzerindeki baskıyı azaltacak yeni politika adımlarına odaklanması bekleniyor.

Süleyman Sönmez / TÜRKONFED
Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, üç yıllık ekonomi programının makroekonomik alanda çeşitli kazanımlar sağladığını belirterek, “Bir iş dünyası örgütü olarak biz bu istikrar arayışını değerli buluyoruz. Çünkü istikrar, üretimin ve yatırımın ön koşuludur” diyor.
Bununla birlikte mevcut dengelenme sürecinin üretici ve ihracatçı üzerinde önemli bir yük oluşturduğuna da dikkat çeken Sönmez, yüksek finansman maliyetlerinin işletme sermayesini ve yatırım iştahını baskıladığını ifade ediyor. Sönmez, “Yani büyümeyi soğutarak elde edilen istikrarın faturasını, en çok üreten ve döviz kazandıran kesim ödüyor. Sanayicinin talebi, dengelenmenin yalnızca üretimi kısarak değil, verimliliği ve yatırımı destekleyecek araçlarla birlikte kurulması” değerlendirmesinde bulunuyor.

Gürsel Baran / ATO
Son üç yılda uygulanan ekonomi programının enflasyonla mücadele ve makroekonomik istikrar açısından önemli kazanımlar sağladığını ifade eden Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran da finansal piyasalarda istikrarın güçlenmesi, risk priminin gerilemesi, rezervlerdeki artış ve yatırımcı güvenindeki iyileşmenin programın olumlu sonuçları olduğunu söylüyor.
“Programın uygulama sürecinde en büyük yükü üretici, sanayici ve ihracatçı kesim taşıdı. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikası, finansmana erişimi zorlaştırırken kredi maliyetlerini de önemli ölçüde artırdı. İşletmelerimiz bir taraftan yüksek finansman maliyetleriyle mücadele ederken, diğer taraftan artan işçilik, enerji ve girdi maliyetleriyle karşı karşıya kaldı” diye konuşan Baran, küresel talepteki yavaşlama, yakın coğrafyamızdaki jeopolitik gelişmeler ve kur artış hızının enflasyonun gerisinde kalmasının ihracatçıların rekabet gücünü olumsuz etkilediğine işaret ediyor. Baran, bununla birlikte enflasyonun kontrol altına alınmasının, yatırım ortamının güçlenmesinin ve ekonomik öngörülebilirliğin artmasının, uzun vadede üretici ve ihracatçılara olumlu yansıyacağını söylüyor.
Önümüzdeki dönemde programın etkilerinin iki aşamada olabileceğini öngören Baran, şöyle devam ediyor: “İlk aşama, enflasyonun kademeli olarak gerilemesi ve ekonomide öngörülebilirliğin artması olacak. İkinci aşama ise üretim, yatırım ve ihracat tarafında hissedilecek etkiler olacak. Enflasyondaki düşüş kalıcı hale geldikçe faizler üzerinde de aşağı yönlü bir iniş oluşacağına bunun da işletmelerimizin finansmana erişimini kolaylaştırabileceğine, yatırım iştahını artırabileceğine ve ekonomik aktiviteyi daha güçlü bir şekilde destekleyebileceğine inanıyoruz.”
İş dünyası liderlerinin de vurguladığı gibi enflasyonu düşürmek, mali disiplini ve finansal istikrarı sağlamak için uygulanan ‘yüksek faiz, düşük kur’ odaklı ekonomi programından en çok etkilenen grup ihracatçılar oldu.

Mustafa Paşahan / İHKİB
En çok kan kaybeden sektörlerden biri olan hazır giyim ve tekstil ihracatı son üç yılda oran olarak yüzde 21, değer bazında 4,4 milyar dolar daraldı. Sektör bu yılın ilk beş ayını da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,4 ekside tamamladı. Hazır giyim ithalatı ise hızla artarak 4,5 milyar dolara ulaştı. Uygulanan ‘düşük kur yüksek faiz’ politikası nedeniyle asgari ücretli bir çalışanın işverene maliyetinin 600 dolardan bin 500 dolara geldiğini belirten İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Paşahan, “Mevcut teşvik sistemiyle sorunları çözemiyoruz. Dolayısıyla doğrudan desteklerle asgari ücret maliyetinin 800 - 850 dolar seviyelerine in

Ayşegül Sakarya Pehlivan asakarya@ekonomist.com.tr
Özlem Bay Yılmaz obay@ekonomist.com.tr
Burcu Tuvay btuvay@ekonomist.com.tr
Sibel Atik satik@ekonomist.com.tr
Hükümetin üç yıl önce, 6 Temmuz 2023’te açıkladığı ‘enflasyona mücadele programı’nın temel önceliği enflasyonu kalıcı olarak düşürmek, fiyat istikrarını yeniden tesis etmek ve para politikasında sıkılaşma ekseninde makroekonomik istikrarı sağlamaktı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve başlamasının ardından uygulamaya alınan ekonomi programı, yüksek enflasyonla mücadeleyi merkeze alırken para politikası, mali disiplin ve yapısal reformlar üzerine inşa edildi. Aradan geçen üç yılda program yalnızca yüzde 75’lere çıkan yüksek enflasyonla değil, küresel ve yerel ölçekte peş peşe yaşanan siyasi ve ekonomik şoklarla da sınandı.
Ekonomist’in 5 - 18 Temmuz 2026 tarihli sayısından
Rusya-Ukrayna savaşının uzayan etkileri, küresel faizlerin uzun süre yüksek kalması, Çin ekonomisindeki yavaşlama, ABD’de Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin ardından başlattığı yeni gümrük tarifeleri, Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimler ve Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeler ekonomi yönetiminin işini zorlaştırdı.
Tüm bu gelişmelere rağmen ekonomi yönetimi enflasyonu kalıcı olarak düşürme hedefinden vazgeçmedi ve yıl sonu için yüzde 20’li seviyelerin ortalarını kritik eşik olarak belirledi. Ocak ayında Ekonomist Dergisi’ne konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dezenflasyon programının ilk aşamasında makroekonomik istikrarın yeniden tesis edildiğini, ikinci aşamada ise kazanımların kalıcı hale getirilerek üretim, verimlilik ve rekabet gücünü artıracak yapısal dönüşümlerin hızlandırılacağını söylemişti. Şimşek, 2026 yılında dezenflasyonun güçlenmesini, 2027 yılında ise tek haneli enflasyona giden yolun belirginleşmesini hedeflediklerini ifade etmişti.
Peki bu hedef için nasıl bir yol alındı? Üç yıllık döneme bakıldığında ekonomi programının en önemli başarısı, piyasalarda güvenin yeniden tesis edilmesi olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin risk primi belirgin biçimde gerilerken, döviz rezervleri güçlendi, cari açık küçüldü ve dış finansmana erişim maliyetleri önemli ölçüde düştü. Haziran 2023’te 500 baz puanın üzerinde bulunan beş yıllık CDS priminin yaklaşık 230 baz puan seviyelerine gerilemesi, uluslararası yatırımcıların Türkiye algısındaki iyileşmenin en somut göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Dış ticaret açığı azalırken, cari açığın milli gelire oranında da belirgin iyileşme sağlandı. İşsizlik oranındaki gerileme ve bütçe disiplinindeki toparlanma da programın olumlu sonuçları arasında gösteriliyor.
Ancak programın önemli bir maliyeti de oldu. Enflasyonu düşürmek amacıyla uygulanan sıkı para politikası kredi maliyetlerini yükseltirken, özellikle sanayi sektörü finansmana erişimde zorlandı. İç talebin kontrollü biçimde yavaşlaması büyüme hızını aşağı çekerken, sanayinin milli gelir içindeki payında da dikkat çekici gerileme yaşandı. Özellikle ihracatçılar, kontrollü kur politikası ve yüksek faiz nedeniyle rekabet güçlerinin zayıfladığı yönünde uzun süredir uyarılarda bulunuyor. İş dünyasının son dönemde sıkça dile getirdiği ‘üretimsiz dezenflasyon olmaz’ eleştirisi de tam bu noktaya işaret ediyor.
Bugün gelinen noktada üç yıllık ekonomi programı, enflasyonun kontrol altına alınması, dış dengenin güçlenmesi ve finansal göstergelerde normalleşme açısından önemli mesafe kat etmiş görünse de üretim, yatırım ve büyüme tarafında yeni denge arayışlarını beraberinde getiriyor. Önümüzdeki dönemin temel sorusu ise dezenflasyon sürecinin üretimi destekleyen yeni reformlarla tamamlanıp tamamlanamayacağı olacak. Ekonomi yönetimi fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesini öncelik olarak görürken, iş dünyası artık bu başarının yatırım, ihracat ve sanayi üretimine daha güçlü yansıyacağı ikinci faz politikalarının hayata geçirilmesini bekliyor. Üç yılın sonunda ortaya çıkan tablo, programın en zorlu bölümünün geride kaldığından çok, tam tersine kalıcı büyüme ile düşük enflasyonu aynı anda sağlayacak yeni dönemin henüz başladığını gösteriyor.
Orta Vadeli Program’ın (OVP) özellikle enflasyon hedeflerinde öngörülerini tutturmakta zorlandığı, buna karşın büyüme, işsizlik, cari denge ve bütçe disiplini tarafında görece daha başarılı bir performans sergilediği görülüyor. 2025 yılı verileri programın en büyük sınavının enflasyon olduğunu ortaya koyuyor. OVP’de 2025 yıl sonu enflasyonunun yüzde 28,5 olması hedeflenirken, gerçekleşme yüzde 44,38 oldu. Bu sapmada hizmet enflasyonundaki katılık, gıda fiyatları, yönetilen fiyat ayarlamaları ve yıl boyunca süren sıkı para politikasının etkilerinin beklenenden daha yavaş hissedilmesi belirleyici oldu. Buna karşılık büyüme tarafında hedefe yakın bir performans sergilendi. Öyle ki program yüzde 3,3 büyüme öngörürken ekonomi yılı, yüzde 3,6 büyümeyle tamamladı. İşsizlik oranı yüzde 8,5 hedefinin de altına inerek yüzde 8,3’e geriledi. Cari açığın milli gelire oranı hedeflenen yüzde 1,4 seviyesinin üzerinde, yüzde 1,9 olarak gerçekleşse de önceki yıllara göre dış dengedeki iyileşme sürdü. Bütçe dengesi ise hedeflerden daha iyi bir görünüm ortaya koyarak mali disiplin tarafında olumlu bir tablo çizdi.
2026 yılına ilişkin bugüne kadar açıklanan veriler ise dezenflasyon sürecinin devam ettiğine işaret ediyor. Mayıs itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 32,61 seviyesine gerilemiş olsa da yıl sonu için OVP’de öngörülen yüzde 16 hedefinin hala oldukça üzerinde bulunuyor. Bu durum, yılın ikinci yarısında enflasyonda daha güçlü bir düşüş gerektirdiğini gösteriyor. Ekonomi ilk çeyrekte yüzde 2,5 büyüyerek programdaki yüzde 3,8’lik yıl sonu hedefinin gerisinde bir başlangıç yaptı. Bu görünüm, sıkı para politikasının iç talebi yavaşlatırken büyüme üzerinde baskı oluşturduğunu ortaya koyuyor.
İşgücü piyasası ise güçlü görünümünü koruyor. Nisan itibarıyla işsizlik oranının yüzde 8,2’ye gerilemesi, OVP hedeflerinin de altında bir performansa işaret ediyor. Cari açıkta da olumlu tablo devam ediyor. Nisan verilerine göre cari açığın milli gelire oranı yaklaşık yüzde 1 seviyesinde bulunuyor ve bu görünüm yıl sonu hedefiyle büyük ölçüde uyumlu seyrediyor. Bütçe tarafında ise ilk çeyrek verileri mali disiplinin sürdüğünü gösterse de yılın kalan bölümünde deprem harcamaları, faiz giderleri ve kamu yatırımlarının bütçe performansı üzerinde belirleyici olması bekleniyor.
Genel tablo değerlendirildiğinde, son iki yılda ekonomi programının finansal istikrarı güçlendirme, cari açığı azaltma ve işgücü piyasasını koruma konusunda önemli ilerleme sağladığı görülüyor. Buna karşılık programın temel hedefi olan enflasyonu öngörülen patikaya indirme konusunda istenilen hız henüz yakalanabilmiş değil. Bu nedenle ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde fiyat istikrarını kalıcı hale getirirken, büyüme ve üretim üzerindeki baskıyı azaltacak yeni politika adımlarına odaklanması bekleniyor.

Süleyman Sönmez / TÜRKONFED
Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, üç yıllık ekonomi programının makroekonomik alanda çeşitli kazanımlar sağladığını belirterek, “Bir iş dünyası örgütü olarak biz bu istikrar arayışını değerli buluyoruz. Çünkü istikrar, üretimin ve yatırımın ön koşuludur” diyor.
Bununla birlikte mevcut dengelenme sürecinin üretici ve ihracatçı üzerinde önemli bir yük oluşturduğuna da dikkat çeken Sönmez, yüksek finansman maliyetlerinin işletme sermayesini ve yatırım iştahını baskıladığını ifade ediyor. Sönmez, “Yani büyümeyi soğutarak elde edilen istikrarın faturasını, en çok üreten ve döviz kazandıran kesim ödüyor. Sanayicinin talebi, dengelenmenin yalnızca üretimi kısarak değil, verimliliği ve yatırımı destekleyecek araçlarla birlikte kurulması” değerlendirmesinde bulunuyor.

Gürsel Baran / ATO
Son üç yılda uygulanan ekonomi programının enflasyonla mücadele ve makroekonomik istikrar açısından önemli kazanımlar sağladığını ifade eden Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran da finansal piyasalarda istikrarın güçlenmesi, risk priminin gerilemesi, rezervlerdeki artış ve yatırımcı güvenindeki iyileşmenin programın olumlu sonuçları olduğunu söylüyor.
“Programın uygulama sürecinde en büyük yükü üretici, sanayici ve ihracatçı kesim taşıdı. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikası, finansmana erişimi zorlaştırırken kredi maliyetlerini de önemli ölçüde artırdı. İşletmelerimiz bir taraftan yüksek finansman maliyetleriyle mücadele ederken, diğer taraftan artan işçilik, enerji ve girdi maliyetleriyle karşı karşıya kaldı” diye konuşan Baran, küresel talepteki yavaşlama, yakın coğrafyamızdaki jeopolitik gelişmeler ve kur artış hızının enflasyonun gerisinde kalmasının ihracatçıların rekabet gücünü olumsuz etkilediğine işaret ediyor. Baran, bununla birlikte enflasyonun kontrol altına alınmasının, yatırım ortamının güçlenmesinin ve ekonomik öngörülebilirliğin artmasının, uzun vadede üretici ve ihracatçılara olumlu yansıyacağını söylüyor.
Önümüzdeki dönemde programın etkilerinin iki aşamada olabileceğini öngören Baran, şöyle devam ediyor: “İlk aşama, enflasyonun kademeli olarak gerilemesi ve ekonomide öngörülebilirliğin artması olacak. İkinci aşama ise üretim, yatırım ve ihracat tarafında hissedilecek etkiler olacak. Enflasyondaki düşüş kalıcı hale geldikçe faizler üzerinde de aşağı yönlü bir iniş oluşacağına bunun da işletmelerimizin finansmana erişimini kolaylaştırabileceğine, yatırım iştahını artırabileceğine ve ekonomik aktiviteyi daha güçlü bir şekilde destekleyebileceğine inanıyoruz.”
İş dünyası liderlerinin de vurguladığı gibi enflasyonu düşürmek, mali disiplini ve finansal istikrarı sağlamak için uygulanan ‘yüksek faiz, düşük kur’ odaklı ekonomi programından en çok etkilenen grup ihracatçılar oldu.

Mustafa Paşahan / İHKİB
En çok kan kaybeden sektörlerden biri olan hazır giyim ve tekstil ihracatı son üç yılda oran olarak yüzde 21, değer bazında 4,4 milyar dolar daraldı. Sektör bu yılın ilk beş ayını da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,4 ekside tamamladı. Hazır giyim ithalatı ise hızla artarak 4,5 milyar dolara ulaştı. Uygulanan ‘düşük kur yüksek faiz’ politikası nedeniyle asgari ücretli bir çalışanın işverene maliyetinin 600 dolardan bin 500 dolara geldiğini belirten İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Paşahan, “Mevcut teşvik sistemiyle sorunları çözemiyoruz. Dolayısıyla doğrudan desteklerle asgari ücret maliyetinin 800 - 850 dolar seviyelerine in